Ben yatağımda uzanmış, karışık ve periyodik dalgalanmalarla karışmakta süreğen aklımı toplamaya çalışarak, okuduğum kitaba dahil olmanın peşindeyim. Hemen orada, kendi krallığımın ortasında bir çift göz bana bakıyor. Betimlenemeyecek bir durulukta, meraksız, düşüncesiz. Bakmak fillinin bütün nitelemelerini parantez içine almış, bu eylemden başka bir özellik içermeyen bir bakış. Göz kırpmıyor, başka yere kaymıyor. Bu ağır sorgulamadan bir an için kaçabilme, rahatlama, soluklanma imkanı vermiyor. İçimdeki her şey görülüyor sanki. Aklımı karıştıran düşünceler, korkularım, kimi sevdiğim kimi sevmediğim… Önce kendimi çıplak, her şeye herkese karşı afişe edilmiş hissediyorum. Aklımdan geçen her düşüncenin daha zihnimde oluşmadan çok önce bu gözler tarafından yakalanmış olduğunu hissedip, bu bakışlar altında tutsaklaşıyor, kıpırdayamaz hale geliyorum.
Bir an olsun gözlerimi bu gözlerden ayıramazken gittikçe alışmaya başlıyorum. İçimdeki kaygı yerini güvene bırakıyor. Cüret edip bakmayı sürdürdükçe gevşemeye başlıyorum ve zihinime bir rahatlık yayılıyor. Korkularımdan sıyrılıyorum ve anlayamadığım düşüncelerimin anlaşılıyor olmasından, üçüncü bir kişiye her zerremle açılmış olmaktan rahatlıyorum. Daha iyi görmesi için ben de ona bakıyorum. Gözlerimi kaçırmıyorum. Artık daha fazla bakılmak ve daha fazla görülmek istiyorum. Hiçbir şey saklı kalmasın istiyorum.
Benim bilmediğim neleri gördüğünü düşünüyor, onun fikirlerini merak ediyorum. Yanılgılarımdan bahsetsin istiyorum, hatalarımdan ve erdemlerimden elbette. Neyi doğru neyi yanlış ve neyi niçin yaptığımdan bahsetsin. İçinde çoktan kaybolduğum ve yolumu bulmakta zorlandığım bu dünyada bana bir şey söylesin istiyorum. Her şeyi açıklığa kavuşturacak o sözcükleri etsin istiyorum.
“Ne görüyorsun?” diye soruyorum. “Nedir bütün bunların anlamı?”
O ise cevapların, akılıca sözlerin erişemeyeceği ülkelerde olduğunu bilerek sadece susuyor, kelimelerin karışık aklımı daha da bulandırmasını istemiyor.
Bakışlarıyla bütünleştiğim bu anda acımasızca yerinden kalkıyor, beni izlemeyi kesiyor. Yanıma yaklaşıp, beni çenemden öperek bana olan sevgisini gösteriyor. Sonra yatağımdan aşağı süzülüp güzelce esneyip hayatına devam etmek üzere odamdan çıkıyor.
Utanmaz mahluk tüm benliğime hakkı olmadan hakim olup irademe hükmettikten sonra, hakettiğimi düşündüğüm hiçbir cevabı vermeden beni yalnızlığıma terkediyor.
Bu terbiyesizin bir ismi var elbet ancak ben ona çoğunlukla “Kedi” demeyi tercih ediyorum. İlişkilerimiz zihin dünyamızı şekillendirdiği gibi imgelerimizi de değiştirdiğinden, benim için oldukça yeni olan bu türler arası iletişim, bu ilginç yaratığın zihnimdeki imgesini de değiştirdi. Tıpkı anne, öğretmen, sevgili kelimelerinin zihnimizde belli bir kişiye çağrışım yaptığı, aklımıza o kişinin yüzünü getirdiği gibi benim için de kedi kelimesi yalnızca bu sırlarla dolu yaratığa çağrışım yapar oldu. Yıllar geçti. O hala susuyor ve beni izliyor bense hala onun ağzından bilemediklerimi duymayı bekliyorum.